Merak Defteri

Ben Dökünce Kişilik, Sen Dökünce Fizik: Bir Bardak Çayla İnsan Yargılamak

Özet

Garson çayı dökünce ‘beceriksiz’, biz dökünce ‘masa yamuk’ mu oluyor? Bir mizah sahnesinden hareketle davranıştan karaktere nasıl geçtiğimizi inceliyoruz. Uyuşma yanlılığı, aktör–gözlemci hipotezi ve kendine hizmet eden yüklemeler arasındaki farkları; klasik deneyler ve meta-analizlerin gösterdiği sınırlarla birlikte ele alıyoruz.

Taş kemerli kütüphanenin temsili görseli
Temsili görsel · Belirli bir tarihî mekânı veya eseri belgelememektedir.
İçindekiler · 10 bölüm

1. Aynı çay, iki ayrı hüküm

Garson bardağı masaya bırakırken biraz çay döküyor. Müşteri başını kaldırıp ‘Beceriksizin teki!’ diyor. Biraz sonra müşteri kendi bardağını deviriyor: ‘Bu masa yamuk!’ Garson kameraya dönüyor: ‘Ben dökünce kişilik, sen dökünce fizik.’

Sahne komik, çünkü bardağın kimin elinde olduğuna göre açıklamanın değiştiğini görüyoruz. Bir durumda bütün bir insan tarif ediliyor; diğerinde masa inceleniyor. Oysa iki olayda da henüz yeterince bilgi toplamış değiliz. Garsonun eli neden kaydı? Müşteri masaya çarptı mı? Bardak sağlam mıydı?

Bu kurgu bir psikoloji deneyinin sonucu değildir. Her insanın aynı şekilde davranacağını da göstermez. Bizi şu soruya götüren küçük bir düşünme alıştırmasıdır: Bir davranışı açıklarken gerçekten eldeki kanıtlara mı bakıyoruz, yoksa kime baktığımıza göre ölçüyü mü değiştiriyoruz?

2. Gördüğümüz olay ile çıkardığımız karakter aynı şey değil

‘Çay döküldü’ bir olayı bildirir. ‘Bardağı hızlı bıraktı’ daha belirli bir davranış tarifidir. ‘Beceriksiz biridir’ ise kişide süreklilik gösterdiği düşünülen bir özellik ileri sürer. Bu üç cümle aynı miktarda kanıt gerektirmez. Sonuncusunda tek bir anın dışına çıkar, kişinin başka zamanlarda da nasıl davranacağını tahmin etmeye başlarız.

Sosyal psikolojide yükleme ya da atıf, davranışın nedenine ilişkin açıklamalar için kullanılır. Gilbert ve Malone’un uyuşma yanlılığı incelemesi, durumun açıklayabileceği davranışlardan kişinin kalıcı eğilimlerini çıkarma sorununu ele alır. ‘Temel yükleme hatası’ ifadesi de kişisel nedenlere gereğinden fazla, durumsal nedenlere gereğinden az ağırlık verilmesi için kullanılır. Terimler yakından ilişkilidir; ancak araştırmadaki bütün kullanımları bire bir aynı değildir. [1] [2]

Burada eleştirilen, kişilik hakkında hiçbir çıkarım yapılamayacağı değildir. Sorun, çıkarımın eldeki veriyi aşmasıdır. Tek bir dökülmeden kalıcı beceriksizlik sonucu çıkarmak ile farklı koşullarda tekrarlanan ve kaydedilen iş hatalarını değerlendirmek birbirinden ayrılmalıdır.

3. Klasik deney: Söylenen söz gerçekten kişinin görüşü mü?

Edward E. Jones ve Victor A. Harris’in 1967 tarihli çalışması, ifade edilen tutumdan konuşanın ya da yazanın gerçek tutumuna nasıl geçildiğini araştırdı. Çalışmada Küba ve Castro hakkındaki tutum ifadeleri de kullanıldı; kişinin savunduğu tarafı seçip seçememesi önemli değişkenlerden biriydi. Katılımcılar, seçim imkânının bulunmadığı koşullarda bile ifade edilen görüş doğrultusunda kişisel tutum çıkarma eğilimi gösterebildi. [3]

Bunun önemi şudur: Bir kişinin o sözü söylemesini açıklayan dış koşulu bilmek, sözün doğrudan onun iç dünyasını yansıttığı izlenimini mutlaka ortadan kaldırmıyordu. Fakat araştırma, herkesin her koşulda aynı hatayı yaptığını kanıtlamaz. Seçim özgürlüğü, ifade edilen görüş ve gözlemcinin kendi tutumu gibi ayrıntılar sonuçların yorumunda önemlidir. [3]

Çay sahnesiyle bağlantı bir benzetmedir: Nasıl zorunlu olarak savunulan bir görüşü hemen kişinin inancı saymamak gerekiyorsa, bir aksiliği de koşullarını incelemeden kalıcı karakterin doğrudan görüntüsü saymamak gerekir. Bunlar aynı deneysel durum değil, benzer bir çıkarım sorusunun iki farklı örneğidir.

4. Durumu görmek, hesaba katmaya yetmeyebilir

Gilbert ve Malone, uyuşma yanlılığını tek bir nedene indirmez. Koşulların fark edilmemesi, insanların o koşullarda nasıl davranacağına dair gerçekçi olmayan beklentiler, davranışın abartılı biçimde sınıflandırılması ve ilk izlenimin yeterince düzeltilmemesi gibi ayrı mekanizmaları tartışırlar. [1]

Kendi örneğimize dönersek, müşterinin garsonun ağır bir tepsi taşıdığını görmesi tek başına adil değerlendirme yapmasını garanti etmez. ‘İyi bir garson hiçbir koşulda dökmez’ diye düşünüyorsa, koşulu görmüş ama ona hiç ağırlık vermemiş olabilir. Bu, araştırmadaki mekanizma ayrımını anlaşılır kılmak için kurulmuş bir örnektir; belirli bir müşterinin zihnini okuduğumuz anlamına gelmez.

‘Neler oldu?’ sorusundan sonra ‘Ben bu koşullarda bir insandan ne bekliyorum?’ sorusu da değerlidir. Beklentimiz kusursuzluksa, sıradan bir hata bile bütün kişiliğin kusuru gibi görünebilir.

5. Herkes kendine şart, başkasına karakter mi der?

Bu soruya kesin bir ‘evet’ demek araştırmayı aşar. Aktör–gözlemci hipotezi, kişinin kendi davranışını duruma, başkalarının davranışını kişisel özelliklere bağlama eğilimini öne sürer. Ancak Bertram F. Malle’nin 2006’da yayımladığı, 173 çalışmayı birleştiren meta-analizde genel ortalama etki büyüklükleri sıfıra çok yakındı: kullanılan analizlere göre d = −0,016 ile 0,095 arasında. [4]

Bazı koşullarda asimetri bulunurken bazılarında bulunmuyordu; olayın olumlu veya olumsuz olması da yönü değiştiriyordu. Bu nedenle söz konusu farkı evrensel, güçlü ve her zaman işleyen bir insan yasası diye anlatmak uygun değildir. Bu sonuç, insanların hiçbir zaman durumu gözden kaçırmadığı anlamına da gelmez. Daha özel bir karşılaştırmanın genellenmesini sınırlar. [4]

Videodaki cümleyi de bu sınırla okumalıyız. ‘Ben dökünce kişilik, sen dökünce fizik’ belirli bir çifte standardı görünür kılar. İnsan türünün değişmez formülü olduğu için değil, seyircinin kendi muhakemesini yoklamasına imkân verdiği için işe yarar.

6. Kendini kayırmak, başka bir araştırma sorusudur

Kendine hizmet eden yükleme yanlılığı, olumlu sonuçları kendine mal edip olumsuz sonuçları dış etkenlerle açıklama örüntüsüyle ilişkilidir. Buradaki temel karşılaştırma, ‘ben ve başkası’ olmaktan çok olumlu ve olumsuz sonuçların nasıl açıklandığıdır. Aynı gündelik olay birkaç kavramı düşündürebilir; bu, kavramların eşanlamlı olduğu anlamına gelmez. [5]

Mezulis ve çalışma arkadaşlarının 2004 tarihli meta-analizi 266 çalışmadan 503 bağımsız etki büyüklüğünü birleştirdi. Genel ortalamada belirgin bir kendine hizmet eden örüntü bulundu; ancak yaşa, kültüre ve örneklemin özelliklerine göre farklılıklar da vardı. Grup ortalamasından tek bir kişinin niyetini çıkarmak mümkün değildir. [5]

Müşterinin masa açıklaması doğru da olabilir. Masanın gerçekten dengesiz olup olmadığını incelemeden ‘Kendini kayırıyorsun’ demek, bu kez psikoloji terimiyle acele hüküm vermek olur. Bir kavramın adını bilmek, olaydaki nedeni tespit etmiş olmak değildir.

7. Kültür ve bağlam neden önemlidir?

Choi, Nisbett ve Norenzayan’ın kültürler arası araştırmaları değerlendiren çalışması, kişisel ve durumsal açıklamalara verilen ağırlığın her yerde aynı olmadığını gösterir. İnceledikleri çalışmalarda Doğu Asya örneklemlerinin durumsal sınırlamalar belirgin olduğunda bağlama daha fazla ağırlık verebildiği tartışılır. Bu, kişisel özelliklerle düşünmenin o kültürlerde bulunmadığı anlamına gelmez. [2]

Bu tür sonuçlar, ‘Şu millet adildir, bu millet bencildir’ biçiminde okunamaz. Araştırma örneklemleri bütün bir kültürdeki her kişiyi temsil etmez. Dahası, farklı koşullarda aynı kişinin değerlendirmesi de değişebilir. Bulguları yeni bir insan etiketleme aracına çevirmek, yazının eleştirdiği kestirme yola geri dönmek olur.

Buradan çıkarılabilecek temkinli ders, kendi değerlendirme alışkanlığımızı insanlığın tek doğal ölçüsü saymamaktır. Bir olayı açıklamanın başka makul yollarını araştırabiliriz; bu yolların doğru olup olmadığını yine kanıtla tartarız.

8. Şartları anlamak, sorumluluğu silmek değildir

Bir davranışın nedenini araştırmakla o davranışı haklı bulmak farklı işlerdir. Çay birinin üzerine döküldüyse özür, temizlik ve gerekiyorsa zararın giderilmesi hâlâ önemlidir. Masanın bozuk olması da işletmenin sorumluluğuna ilişkin yeni sorular doğurabilir. Açıklama bulmak, otomatik olarak herkesin sorumsuz olduğu sonucuna götürmez.

Aynı ayrımı daha ciddi olaylarda da korumalıyız. Bir kişinin güçlük yaşaması, başkasına verdiği zararı yok etmez. Davranışı açıkça eleştirmek ve sınır koymak için onun bütün karakteri hakkında kesin hüküm vermek zorunda değiliz. ‘Bana böyle hitap etmeni kabul etmiyorum’ cümlesi, ‘Sen zaten bütünüyle kötü bir insansın’ demeden de bir sınır çizer.

Bunlar deneysel bir tedavi yöntemi veya herkes için güvenlik tavsiyesi değil, neden açıklamasıyla ahlaki değerlendirmeyi birbirinden ayırmaya yönelik düşünme örnekleridir.

9. Bir sonraki çay döküldüğünde sorulabilecek beş soru

Bir: Tam olarak ne gördüm? ‘Bardağın devrildiğini gördüm’ ile ‘Umursamaz biri olduğunu gördüm’ arasındaki farkı yazıya dökmek, gözlemle yorumun nerede ayrıldığını gösterir.

İki: Hangi koşulları biliyorum, hangilerini tahmin ediyorum? Masanın yamuk olduğunu ölçtüm mü, yoksa yalnızca öyle olabileceğini mi düşündüm? Bilmediğim bir koşulu, kişiyi aklamak veya suçlamak için gerçekmiş gibi kullanmamalıyım.

Üç: Başka açıklamalar neler? Dikkatsizlik, kaygan zemin veya tepsinin ağırlığı gibi olasılıklar araştırılabilir. Alternatif üretmek onları doğru kabul etmek değildir; değerlendirme alanını genişletmektir.

Dört: Aynı kanıtı kendim için de yeterli sayar mıydım? Başkasına kalıcı etiket yapıştırmak için kullandığım ölçü bana uygulandığında haksız görünüyorsa, ölçüyü yeniden düşünmem gerekir.

Beş: Şimdi hangi davranış düzeltilebilir? Bardağı güvenli yere almak, masayı onarmak veya daha dikkatli servis yapmak, kişinin bütün hayatını tek kelimeyle özetlemekten daha somut bir çözüm sunar. Bu beş soru, araştırmalar üzerine geliştirdiğimiz editoryal uygulama önerileridir; etkisi bu yazıda deneyle sınanmış bir program değildir.

10. Bizce: Teraziye insanın tamamını koymadan önce

Bizce bu sahnenin asıl gücü, başkasının çifte standardını yakalamaktan çok kendi ölçümüzü denetlemeye çağırmasıdır. Kendimize tanıdığımız açıklama hakkını başkasına da tanımak; başkasından beklediğimiz sorumluluğu kendimiz için de kabul etmek gerekir. Bunun için ne bütün hataları masaya yüklemek ne de her dökülen çayda bir karakter kusuru aramak zorundayız. Önce olayı anlayabilir, sonra kanıtımızın taşıyabildiği kadar hüküm verebiliriz. Bir bardak çay dökülmüş olabilir; bundan insanın tamamını dökmek gerekmez.

Kaynakça & ileri okuma

  1. Gilbert, D. T. ve Malone, P. S. (1995). The correspondence bias. Psychological Bulletin, 117(1), 21–38. DOI: 10.1037/0033-2909.117.1.21. Kavramın tanımı ve önerilen mekanizmalar.
  2. Choi, I., Nisbett, R. E. ve Norenzayan, A. (1999). Causal attribution across cultures: Variation and universality. Psychological Bulletin, 125(1), 47–63. DOI: 10.1037/0033-2909.125.1.47. Bağlantı yazarların yayımdan önceki metnine gider.
  3. Jones, E. E. ve Harris, V. A. (1967). The attribution of attitudes. Journal of Experimental Social Psychology, 3(1), 1–24. DOI: 10.1016/0022-1031(67)90034-0. Seçim özgürlüğü ve tutum yüklemeleri üzerine deneyler.
  4. Malle, B. F. (2006). The actor-observer asymmetry in attribution: A (surprising) meta-analysis. Psychological Bulletin, 132(6), 895–919. DOI: 10.1037/0033-2909.132.6.895. 173 çalışmanın değerlendirilmesi.
  5. Mezulis, A. H., Abramson, L. Y., Hyde, J. S. ve Hankin, B. L. (2004). Is there a universal positivity bias in attributions? Psychological Bulletin, 130(5), 711–747. DOI: 10.1037/0033-2909.130.5.711. Kendine hizmet eden yüklemeler üzerine meta-analiz.

Kaynaklı sosyal psikoloji okumasıdır. Araştırma bulguları kişilere tanı koymak için kullanılamaz. Örnekler ve gündelik uygulama önerileri özgün açıklamalardır; deney sonucu olarak sunulmamıştır. Bizce bölümü editoryal değerlendirmedir.

Bu alandaki yazılara dön